Psikanalitik yaklaşım; insan yaşamındaki zihinsel belirtiler ve ilişkisel döngülerin, erken çocukluk döneminde şekillenen bilinçdışı çatışmalardan kaynaklandığı keşfi üzerine kurulu bir kuramsal çerçevedir. Bu yaklaşıma göre insan yaşamını yönlendiren en güçlü etkenler, kişinin farkındalığı dışında işleyen bilinçdışı süreçlerdir. Zihninin genelde sadece yüzeyini tecrübe eden kişinin; düşündüğü, hissettiği, istediği, veya yaptığı şeylerin çoğu, aslında yolculuğuna zihnin farkında olunmayan kısımlarından başlar. Psikanalitik yaklaşıma göre bu yüzeyin arkasında, yüzeyden çok daha fazla yer kaplayan "bilinçdışı" yer alır; burada silinmemiş ama bilinçten uzaklaştırılmış istek, düşlem, eğilim, anı izi, fikir ve görüntü gibi içerikler bulunur. Zihnin bazı içerikleri bilinçten uzaklaştırmaya yönelmesinin sebebi —birbirleriyle veya benimsenmiş kültürel kabullerle (ayıp, günah, kötü, yasak, …)— çatışmaya sebep olup kaygıyı tetiklemeleridir. Yani yoğun çatışma ve kaygıdan korunmak için zihin, bu içerikleri farkına varılamayacak yerlere itmeye yönelir; ama bilinçdışı olmaları onları yok etmez ve "aktive olduklarında düşünce, duygu, istek veya eylemlere yön vermelerini engellemez." (Freud, 1912g)
Etkin oldukları zaman, farkına varılmadan ve dolaylı yollar aracılığıyla kişinin yaşamına yön vermeye devam eden bu bilinçdışı süreçler; dil sürçmeleri, rüyalar, unutkanlık, ilişkilerde tekrar eden örüntüler, duruma göre aşırı kaçan duygusal tepkiler, sebebi bilinmeyen huzursuzluk, yoğun kaygı, suçluluk hissi, uykusuzluk, kararsızlık, korku, istenmeden yapılan eylemler gibi çeşitli belirtiler aracılığıyla yüzeye çıkarlar. Zihnin bu dolaylı yollar aracılığıyla neyi ifade etmeye çalıştığına bakıldığında; örneğin kaygının içsel bir çatışmanın işareti olabileceği, kendini sabote etmenin derin bir korkudan korunma amacı taşıyabileceği, yinelenen ilişki sorunlarının çocukluktaki bazı ilişki kalıplarının tekrarı olabileceği gibi durumlar göze çarpmaya başlar. Bu sebeple psikanalitik yaklaşıma göre belirtiler, yok edilmesi gereken rastlantısal bir sorun olmaktan çıkıp; arkasında anlam barındıran, engellerle karşılaştığı için dolambaçlı yollarla yüzeye çıkan, bilinçdışı çatışmaların ve dürtüsel enerjinin izlerini taşıyan bir "ifade biçimi" olarak ele alınırlar.
İnsanın aynı anda hem bir şeyi elde etmek isteyip hem bununla ilgili suçlu hissetmesi, ya da hem bağımsızlık için can atıp hem ayrışmakla ilgili yoğun kaygı yaşaması gibi haller alabilen içsel çatışmalar; kişinin farkındalığı dışında gerçekleşseler dahi zihinsel bir gerilime sebep olurlar. Kişinin bilincinde çelişkili hisler, istekler ya da düşünceler olmasa bile; "bilinçdışı, çelişkisizlikten muaftır" (Freud, 1915e). Çatışma yoğun olup zihnin sağlıklı akışı sekteye uğradığında ise zihin bu gerilimle baş edebilmek için; algıyı çarpıtmaktan, mantığa bürümeye, ara bulmak için bir belirti üretmekten, eski örüntüleri tekrar etmeye kadar birçok tali yola sapabilir. Burada amaç, yoğun çatışma ve kaygıya karşı kendini savunmaktır.
Bu tür savunmaların kökeni; temel beklentilerin ve ilk kalıpların biçimlendiği çocukluk döneminde kurulan ilk bağlarda ve erken dönem deneyimlerde yatar. Yaşamın ilk yıllarında —bebeğin/çocuğun çatışma ve kaygı ile baş etmesi, yaşadıklarını anlamlandırması için— işlevsel olan bu savunmalar; yaşamın ilerleyen yıllarında esnekliği ve gelişimi kısıtlayan bir engele dönüşebilir. Erken dönemde biçimlenen savunma kalıpları ve bakım verenlerle kurulan ilişkilerin niteliği; güvende hissetmekten, beklentilere, hayal kırıklığının nasıl karşılandığından, öz değere kadar birçok bireysel özelliği etkiler. Psikanalitik yaklaşımda bebeklik ve çocukluğun önemli bir yer tutmasının sebebi; bugünkü duygu, düşünce ve davranışları etkiliyor, hatta şekillendiriyor olmalarıdır.
Psikanalitik yaklaşıma göre insan; çocukluğundan gelen önemli, işlenememiş ve hatırlanamayan anı izlerini tekrar etmeye eğilim gösterir. Kişi kendini sürekli benzer duygusal, davranışsal, ilişkisel döngüler içinde bulabilir; hatta kendisini eskiden bulunduğu zor durumlara sokacak tepkileri farkında olmadan provoke edebilir. Bu açıdan bakıldığında güncel ilişkiler; geçmişteki önemli ilişkilerin bugün üzerindeki bir izdüşümü olabilir, geçmişten kalan istek ve duyguların aktarımına farkında olmadan hizmet ederek, çevredeki insanların "fazla eleştirel", "kurtarıcı", ya da "yarı yolda bırakan" kişiler olarak görülmesine sebep olabilir. Psikanalitik kuramda, tekrar tekrar yaşanan bu tür durumlar tesadüfi bir yanlış anlaşılma olarak değil; halen aktif durumdaki bilinçdışı içeriklerin bugüne sızan canlı birer temsili olarak değerlendirilir. Kişinin güncel yaşamında, sevilmeyeceğine dair derin bir inanç taşıması ya da otorite figürlerinden çekinmesi gibi sonuçlara yol açabilen bu tür aktarımlar; çocukluğun etkisini gösteren önemli birer ipucu olup, kanamaya devam eden yaralar gibi düşünülebilirler.
Eğer bilinçdışı süreçler kişinin yaşamını şekillendiriyorsa; onlara kulak vermek bazı durumlarda entelektüel bir çabadan öteye geçip, pratik bir fayda haline gelebilir. Zorlayıcı içsel baskılara ve tekrarlayan döngülere maruz kalınan durumlarda; —çatışmanın, bilinçdışı ve zorlayıcı niteliğini kaybetmesiyle— zihinsel tıkanıklıkların açılması ve tekrarların yerini seçime bırakması sürecinde bazen farkındalık yetmeyip, bilinçdışı süreçlerin zamana yayılan bir derinlemesine çalışma ile deneyimlenerek analiz edilmesi gerekebilir. Psikanalitik çalışmalar da, geri gelmeye devam edenden daha hızlı kaçmaya çalışmak yerine; yavaşlayıp, bilinçdışı süreçlerin gözlemlenebileceği ve derinlemesine çalışılabileceği güvenli bir çerçeve ve dönüşüm alanı sunar. Süreçle ilgili sorularınız için aşağıdaki kanallar aracılığıyla iletişime geçebilir, yazar hakkında bilgi için Hakkımda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.